AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Mezarlık

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Rain Destiny Gamaliel
Rahip
Rahip
avatar

Mesaj Sayısı : 117
Tarafı : Hedonizm
Kan Durumu : -
Rp yaşı : 22-23
Evcil Hayvan : -
Kayıt tarihi : 18/01/10


MesajKonu: Mezarlık   Çarş. Mart 24, 2010 5:51 pm

Üç gündür sağanak şeklinde yağan yağmurun hala kesileceği yoktu. Kalın pardösünün ardına saklanan bedenin üşümemesi için kıyafete uyumlu bir atkı boynuna zarifçe dolanmış, büyükçe su birikintileri oluşturan sokaklarda ayakları ıslanmasın diye kalın tabanlı bir çift botla kuşanmıştı. Akşam üstünün verdiği serbestlik hissi herkesin yüzünden okunabiliyordu, meydanın uçsuz bucaksız dönemeçlerinde. Dükkanı kapatmaya hazırlanan çiçekçiye on dakika daha geç kalsaydı eğer, sevgili dostuna eli boş gitmek zorunda kalacaktı. Bir rahibin, diğer Hristiyanlara inceliği ve sadeliğiyle en kusursuz şekilde örnek olması, onları dine ılındırması gerekiyordu, bildiği üzere. "Taze olanlardan lütfen, sade bir buket istiyorum." Buketinin hazırlanmasını beklerken, yüzü huşu ile aydınlanan gence selam veren ve yağmurdan kaçarken paçalarını ıslatan yaşlı adama gülümsedi. Eski zaman beyleri gibi taktığı şık şapkasını yavaşça kaldırarak, kibar bir selamlama sundu, incilden bir kaç mısra armağan etti mutlu olsunlar diye. Bir zamanların genç insanları, yüzlerini ölüme çevirmiş, bükülmüş belleriyle Uriel'in kimisine öfkeli, kimisine güler yüzle yaklaşacağı son nefesleri bekliyorlardı. Ölüm ne acıydı, özellikle genç bedenleri alıp götürdüğünde. Akşamın çöktüğünü daha da vurgulayan sokak lambalarını farkeden gözleri istemsizce dalgınlaştı. Nikola'nın, rahip okulundayken tanıma onuruna eriştiği o tatlı çocuğun ölüm yıl dönümü ne de çabuk gelmişti. Hayatında ilk defa, herhangi bir şey için ağlamıştı. İlk defa aciz ve çaresiz hissetmişti. İlk defa, onu dost edinmişti ancak vefasız bir ömre sahip olmuştu zavallı çocuk.

Dükkanın girişinde bunca soğuğa rağmen incecik bir süveterle oturan şişman adamın sesiyle toparlandı. "Buketinizi hazırladılar, bayım!" Yurtsuz, sahipsiz bir insanın yalnızlığıyla kavrulduğundan, başını adamı gülümseten bir acizlike salladı. İçeri girip, parayı ödedikten sonra buketi kavrayan ince parmaklarını yavaşça sıktı. Seneler ne kadar da çabuk akıp gidiyordu, yetişmek imkansız.


Sokağı, melankolik bir havayla aydınlatan lambaları takip eder gibi yürüdü. Otuziki tane, beşer metre aralıkla dikilmiş isli lambalar. Ezberlemek için bir kaç defa bakması yeterdi Rain için, ancak bu yolda, aklı, mantığı ya da duyguları tamamen elinden alınıyordu. Hem nefret, hem de özlem... Zıt duyguların bir insanın kalbine yapabileceği en insafsızca baskıları yaşıyordu. Duyularını her zaman mükemmel derecede kontrol eden oğlanın elleri buz kesmiş, titriyordu. Mezarlığın yaydığı ıslak toprak kokusu, kendisine ceset kokusunu hatırlatıyordu. Nikola'nın ellerinde soğuyan bedeni, dudaklarından sızan cılız kan damlaları. Toprağın boyandığı bordo renk. Kapanan masmavi gözlerin ruhsuzluğu. Onun canına kıyan adî insanın ismini tekrar tekrar sormasına rağmen sadece "Kader" diyerek ölüşü. Duvara yaslandı kalbindeki korun şiddetine dayanamayıp. Sırtını yasladığı duvar bile iğrenç kokuyordu. Bahçenin kapkara toprağındaki ölü güvercine üşüşmüş barksız sineklerin vızlamasını farkedince nefretle kaşları çatıldı. Koyu renk kemiklerin tiksindirici manzarasını, O'na yakıştıramıyordu. O güzel bedenin çürüyüp gittiği gerçeğini yıllarca kabullenememişti. O, pamuk prenses gibi yıllarca tabutunun içinde, her canlının imrenerek baktığı, dokunmaya yüzsüz sineklerin bile kıyamayacağı bir beden olarak sonsuza dek kalmalıydı. Çürümemeliydi, kimse buna izin vermemeliydi. Saygısızca elini içeriye uzatsa, o buz gibi ele dokunabilmeliydi. Avuç içini dolan gözüne bastırıp duvardan zorda olsa ayrıldı. Lambalar burada son buluyordu, mezarlığa gelmişti. Demir kapıyı gıcırtısına aldırmadan toparlanarak araladı. Çakıl taşları, düz yolda yürümeye alışmış birini zorluyordu, yer yer devam eden yağmur yüzünden göremediği çamur birikintilerine basıyordu. Devam ederek ufak dostunun mezarını buldu. Onun karıştığı toprağa değen parmakları, ona dokunmuşcasına mutluluk veriyordu. kimse için söylemeye cesaret edemediği güzel dualarını etti. Cennette buluşacaklarını, ettikleri sohbetlerin orada hiç bitmeyeceğini, kimsenin kendilerine zarar veremeyeceğini, eskisi gibi yine dost olacaklarını fısıldadı, siyah renkli geniş şemsiyenin altından. Hep böylece yalnız olacağı, onun mezarını ziyaret etmekle yetineceği yerden, gençliğinin saf duygularını hediye ettiği dostunun mezarında, dua etti dakikalarca.


İmza yapmaya üşenmek *
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Morticia Diva Muireann
Mezarlık Bekçisi
Mezarlık Bekçisi
avatar

Mesaj Sayısı : 71
Gerçek İsim : Dicle.
Tarafı : Death. Just Death.
Kan Durumu : safkan.
Rp yaşı : 20
Evcil Hayvan : -
Kayıt tarihi : 04/02/10

MesajKonu: Geri: Mezarlık   Çarş. Mart 24, 2010 6:26 pm

Sağanak yağmur damlaları mezarların mermer başlıklarını yıkıyordu. Rüzgar, ölülerin bedenlerini benimseyen toprağın üst bölümünü süpürüyordu. Onlarca huzura kavuşmuş ruh arasında, kalbinin çarptığını hisseden tek kişiydi o anda. Başının dönmesine yol açacak kadar derin soluklar alıyordu. Mezarlıkta geçirdiği her rüzgarlı günde onun tabiri ile 'ölümün kokusu' nu içine çekerdi. Bu yağmur ve rüzgara inat yanan bir ateşi andıran saçları, gözünün önüne geliyordu. 'Zavallılar.' diye geçiriyordu içinden. 'Rüzgar sizi de rahatsız ediyor değil mi?' Uzun kirpiklerini kırpıştırdı, uçuşan toprak taneleri gözlerini rahatsız ediyordu. Rüzgarlı günlerde mezarlık bomboş olurdu. Kimse ziyarete gelmezdi yakınlarını, mazeretleri ise hazırdı; Bu hava koşulları altında mezarlığa gidenler aptal olmalıydı. Oysa, rüzgarlı ve yağmurlu günlerin onlar için olduğu kadar, ölümle kucaklaşanlar için de zor olduğunu düşünmezlerdi. Her ne kadar unutamadıklarını söyleseler de ölüm, tüm bu insanları sevdiklerinin listesinde ikinci hatta üçüncü sıraya düşürmüştü. Kafasından geçen tüm bu şeyleri düşünüp, kederli bir bakış attı mezarlık boyunca uzanan mermer başlıklara. Kadife sesiyle; "Bir gün buraya gömüleceğimi bilmek içimi rahatlatıyor." diye mırıldandı.

Demir kapının gıcırtısı adeta bir müzik gibi gelmişti kulağına. Yüzünde oluşan tebessümü tahmin ediyor gibiydi. "İşte başlıyoruz." dedi sessizce. Ayaklarını sürüyerek çok uzakta olmayan demir kapıya doğru yürüdü. Görebildiği kadarıyla sarı saçlı bir adamdı mezarlığa giren. Yakınlaştıkça dikkatini çeken ilk şey adamın asil ve mütavazi adımları oldu. Oldukça terbiyeli biri gibi gözüküyordu. Gözlerini biraz daha kısarak baktı Morticia; Beyaz tenini süsleyen mavi gözleri vardı adamın. Hangi yakınına, ne için geldiğini merak etmişti. Özlem gidermek miydi amacı? Yoksa farklı emellerine alet mi edecekti bir ölüyü? Kafasındaki sorulara cevap bulmak için tek seçeneği vardı; Konuşmak. Demir kapının neredeyse yanına vardığında, önce açık kalan kapıyı ittirdi ve daha sonra kapıya yakın bir mezarın başındaki adama doğru yöneldi. Yanına vardığında adamın yüzündeki hüzünlü ifade ona soran gözlerle bakmasına neden olmuştu. Rüzgardan rahatsız olan gözlerini kıstı ve oldukça alçak bir sesle "Pardon bayım, yardımcı olabileceğim bir konu var mı acaba?" dedi. Sarışın adam kafasını çevirdi ve mavi gözleriyle süzdü karşısında duran Morticia'yı.


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Rain Destiny Gamaliel
Rahip
Rahip
avatar

Mesaj Sayısı : 117
Tarafı : Hedonizm
Kan Durumu : -
Rp yaşı : 22-23
Evcil Hayvan : -
Kayıt tarihi : 18/01/10


MesajKonu: Geri: Mezarlık   Ptsi Mart 29, 2010 11:14 pm

Çamurlaşmış toprağa iğrenmeden okşarcasına dokunurken işittiği bir sesle elini yavaşça geriye çekti. Akşamın bu saatinde mezarlıkta birinin olacağını düşünmediğinden o güçlü karakterini bir süreliğine göz ardı edip, Nikola ile baş başa sade bir buluşma gerçekleştireceğini ummuştu. Lakin, birinin çıkıp gelmesi tekrar hayata dönmesine de yardımcı olmuştu. Saatlerce yağmura aldırmadan burada oturup, ona dua edebilirdi. Zavallı çocuk için Rain gibi birinin duaları kabul edilir miydi bilmiyordu, ancak yapabileceği başka bir şey yoktu.


Bu gelen davetsiz misafir olduğunu düşündüğü kişinin bir kadın olmasına oldukça şaşırmıştı. Okuduğu kitaplarda bahsedilen mezarlık bekçileri hep şişman, ekoseli kıafet giyen, komik bir şapkası olan geveze adamlar olurdu. Ya da ilginç bir biçimde ölüye benzeyen sıska tipler. Bu kadın açıkçası hiçbirine uymuyordu ve bir kaç saniye durup acaba yanlış mı anladım diye baktı. Sorduğu soruyu mantıklıca düşününce evet, kesinlikle mezarın bekçisi oydu. "Yardım mı? Ah, bilmiyorum. Belki dua edebilirsiniz." Kaşları o yer yer sivrilen ifadesiyle havaya dikildi. Mezarlıkta kendisine ne gibi bir yardımı dokunacağını ölçmekle meşguldü şu an. Yavaşça mezarın kenarından ayrılıp, kadını daha iyi görebilmek için bir kaç metre uzağında dikilmeye başladı.


İmza yapmaya üşenmek *
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Mezarlık
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Constance Mezarlığı-
Buraya geçin: